7 Mart 2010 Pazar

PİLİPİS RADYOM

Belki İlkokul 5 nci sınıftı. Hatırlayamıyorum. Philips marka bir radyomuz vardı. Zeki Müren'in Kıssadan Hissesi'ni,mikrofonda tiyatro programını dinlerdim hep ablalarımla. Mikrofonda Tiyatro her Pazartesi gecesi yayınlanırdı. Su pus olurduk başladığında. Ve o tiyatroyu bizde yaşardık. heyecanlanırdık, merak ederdik, korkardık.... Sonra Polis Radyosundan Erol Büyükburç'u, Zeki Müren'i ,Füsun Önal'ı dinlemek ne büyük bir zevkti. Şarkıları arka arkaya bu senin şarkın, bundan sonraki benim şarkım diye tutardık. Birde hiç unutmadığım ve hala bana çok ilginç ve garip gelen birşey var hala. Bratislavia radyonusu dinlerdim.:))))Bu yazıyı yazarken bile neresi olduğunu bilmiyorum hala (az sonra bakacağım ama) Ne anlardım bilmiyorum. Konuşma ve o dil beni çok etkilerdi. Taklit edip konuşmak isterdim.

Yaş ilerledikçe o günden bu güne ne çok şeyin değiştiğini anlatmak o kadar güç ve uzun ki....


Şimdilerde radyonun esamesi bile okunmuyor gibi.. Her şey , günbegün ortaya çıkan teknolojik aletlerin mini innacık avuç içi kadar eletlerin içine gizlenmiş, laptoplar, sinema kadar büyük televizyonlar, flash diskler, mp3 ler,cep telefonları,cep televizyonları:))) say say bitmez.. Hala ne olduklarını bile bilmediğim uç noktalarda geliştirilmiş okadar çok alet edavat var ki.. Ama bilmek te istemiyorum.. Mazur görün ama ..okunu çıkardılar teknolojinin..


İnternet Türkiye'ye ilk geldiğinde evine bilgisayar alan hemen hemen herkes çet yapmayı düşünürdü. Ben kendimi ayrı tutmuyorum. Bende çok merak ederdim. Netekim; bende bilgisayar aldığımda ilk çet nasıl olur diye merak edip sağı solu kurcalamıştım. Mirc ve ICQ gibi çet programları revaçtaydı. Ne olduğunu öğrendik. yalanlar, dolanlar, abuk sabuk sohpetler.....Ben de bir ara ciddi anlamda online okey oynama hastasıydım. Ve bağımlısı olmuştum hatta. Bütün bunlar topu topu 1 yıl kadar sürdü. Sonra bıkkınlık... herkesin yaşadığı gibi..E şimdi yine internet hastasıyım... Hay şu blogculuğu çıkaranlar...Teşekkür ediyorum onlara:)))

Nerdennnnn nereye... Masa bilgisayarı aut oldu, şimdi laptop revaçta. Daha küçüğü ve daha küçüğünün küçüğü de varmış. Ben çok merak etmiyorum ama çocuklarım adıyla sanıyla hepsini söylüyorlar..

Bilgisayarın en çok vurduğu sektör:)) kapı komşulukları ve dostluklar oldu. Kökünden söktü desem yalan olmaz heralde.. Evinde bilgisayarı olan kimseyi istemiyor artık. Artık ailelerin hükümdarı televizyon ve bilgisayar.. Diyorum da sanki ben neyim:)))Bilgisayarın başına geçtiğimde o blogdan bu bloga, photoshoptan paintshopa, facebooktan msn ye. bir kalkıyorum kafamdan bintane tını çıkıyor.. Günün analizi.. Uykusuzluk, zaman kaybı. Yok canımmm daha neler. 24 saat kalmıyorum heralde. 3-4 saat falan.

O konudan bu konuya atladım. Nerden nereye. Konunu başında bahsettiğim radyoyu geçenlerde annemlerin evine gittiğimde gizlice çaldım. Eve geldiğimde ablama mesaj çektim radyoyu çaldım diye:)))Getirmişler dibe köşeye atmışlar. Ben baş köşeye koydum. Bayılıyorum. Düğmeleri bana göz müş gibi geliyor. Bakışıyoruz arada bir....

Eskimemiş eskilerim bunlar benim...Sevgiyle kalın arkadaşlar....
NOT: Bratislava Slovakya Cumhuriyetinin Başkentiymiş.. Az önce baktım.

2 yorum:

Recep Altun dedi ki...

Sakın o radyoya bir zarar verilemsine müsaade etme. Onu gözün gibi koru. Bizim de vardı böyle bir radyo, benim biraz elektroniğe olan ilgimden dolayı param parça etmiştim. Şimdi aynı modeli antikacılarda arıyorum da bulamıyorum. Bizimki de philips markaydı ama sizinki gibi değildi o da değişik bir modeldi. Ben de aynı şekilde tek hatırladığım pazartesi akşamları olan "Mikrofonda Tiyatro"

Bu güzel anınız ile ilgili paylaşımınızdan dolayı, kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

Recep Altun dedi ki...

Şablonun manzarası ile kuş cıvıltıları öyle güzel uyum sağlamış ki, şablon kompozisyonu için 10 numara...

Esen kalın.