31 Mayıs 2010 Pazartesi

KIRMIZI PAZARTESİ


Pürü pak Akdenizimizi içerden ve dışardan kızıla boyadılar..Allah şehitlerimize rahmet, yakınlarına ve Türk milletine sabır versin.. Gazze ye insani yardım götüren müslüman vatandaşlarımız alçakça , kalleşçe saldırıya uğradılar..Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar.... yüreğimizden dökülen dileklerimiz bunlar...


Çok değil 1,5 ay önce bir fim seyretmiştim. Günlerce etkisinde kaldım, her önüme gelene de anlattım. Mutlaka seyredin dedim.. Yahudilerin Naziler tarafından uğradığı mezalimi konu eden bir filmdi.

Çizgili Pijamalı Çocuk..

Kısaca anlatmak istiyorum seyretmeyenler için;

Filmin adının içinde bulunan "çocuk" kelimesi çok şey anlatıyor aslında. Savaş, 8 yaşındaki Bruno' nun gözünden bakılarak anlatılıyor, tüm saflığıyla...
2. dünya savaşı sırasında, asker babası yüzünden taşınmak zorunda kalan Bruno yeni evlerine, ortamına alışmaya çalışır.Ancak burası onun için hapisane gibidir ve evinin dışına çıkması yeni insanlarla tanışması yasaktır. Bu durumdan çabuk sıkılır ve bahçelerindeki ağaca eski araba lastiğinden salıncak yaptırır. Ancak bu onun için yeterli olmaz. Yeni bir arkadaş edinmek ve onunla oyunlar oynamak ister. Dışarı çıkması yasakken ve kapıda askerler varken bu hayalinin imkansız olduğunu farkındadır.

Derken evin bodrumunda tırmanıp dışarı çıkabileceği bir pencere bulur. Artık özgürdür. Doğa onun için yeni bir mekandır ve bunukimseye söylemez.Gizli gizli evden kaçarak dolaşmaya başlar ve şüphe uyandırmadan evine döner. Bir gün Yahudileri hapsettikleri kampta, kalabalıktan uzaklaşıp beton yığının arkasında saklanarak yaşayan Yahudi çocuk Shmuel ile tanışır.Artık Bruno'nun yeni bir hayatı vardır, mutludur. Bruno ve Shmuel 'in oyunlarını, konuşmalarını filmin şok edici (kampta bulunan tüm Yahudilerle birlikte fırına atılarak ve üstlerine asit dökülerek yanmaları) sonucu hala unutamıyorum.. Film bile olsa gerçekten yola çıkılarak anlatılan bu hikaye insan olarak beni derinden etkilemişti..


Eminim seyreden herkes benim gibi üzülecektir ve düşünecektir...

Bu yapılan saldırının karşılığı en ağır bir şekilde verilmeli... Hemde bir an önce....

10 Mayıs 2010 Pazartesi

BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM...

Ne zamandır tanıtmak istiyordum memleketim RİZE'yi.. Çok kısa sizleri çok sıkmadan..Daha çok resimlerle.. Çoğrafyası herkes tarafından biliniyor zaten..Dört mevsim yeşilin her tonunu görebileceğiniz, her daldan öten kuşuyla, kırda açan rengarenk çiçeğiyle….sayısız,coşkun akan deresiyle,pırıl pırıl akarsularıyla, çayıyla,lahanasıyla,mısır ekmeğiyle, muhlamasıyla, laz böreğiyle,üzümüyle,hamsisiyle, özellikle alabalığıyla.... daha hangi birini sayayım..BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM...

Sevda kokan sisli dağların eteğinde ; Cennet burası işte diyebileceğiniz;

Ruhunuzu ve gönlünüzü yıkayabileceğiniz coşkun akan bu derelerde

Kırmızı pullu, tadına doyamayacağınız alabalık 'da oldumu yanında ahh ah;
Koy emektar tavana halis tereyağını, için de erisin yağla beraber,
yıllara meydan okuyan kuzina sobanın gümbür gümbür ateşinin üstünde pişir,cızır cızır,
kokusu da ne güzelmiş be..

Balığın hasını ye..

Sobanın ateşinde islemiş demlikte de birde çay arkasından:)))

9 Mayıs 2010 Pazar

6 Mayıs 2010 Perşembe

HIDIRELLEZ DİLEKLERİM


Hıdırellez, bütün Türk dünyasında bilinen mevsimlik bayramlarımızdan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdırellez günü, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini almıştır. Hıdırellez günü, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan günü olmaktadır.Halk arasında kullanılan takvime göre eskiden yıl ikiye ayrılmaktadır: 6 Mayıs’tan 8 Kasım’a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım’dan 6 Mayıs’a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 6 Mayıs Günü kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelir ki, bu da kutlanıp bayram yapılacak bir olaydır.

Aynen bende bayram gibi kutladım. Kalabalık bir grup biraraya gelemedik ama birbirimizden haberli olarak saat 12 den sonra dileklerimizi bir kağıda yazarak bahçelerimize çıktık. Bende çocuklarımla beraber bahçemizde bulunan gül ağaçlarının dibine ferman uzunluğunda dilek yazdığımız kağıtları dualar ederek gömdük.. İnanmak, hayallerin yarısını gerçekleştirmektir benim için. Bunu daha önce de yaptım. Belki inanmayacaksınız ama istediklerim oldu...

BEN İNANIYORUM!!

4 Mayıs 2010 Salı

RÜYAMIY DI, YOKSA GERÇEK Mİ !!

Güneş doğdu doğacak. Uyumak istiyorum...Ölü gibi....Sanki gözkapaklarımın arasında kibrit çöpü var..Kapatamıyorum. Eşim derin bir uykuda..Ona öylesine özeniyorumki..
Bir ses.. Tok bir ses. Erkek sesi.. 27 EYLÜL de ÖLECEKSİN!!
Ne duyuyorum Allahım..Yatağımdan doğrulmadan sadece gözlerimle sağıma solumu taradım radar gibi. O'nu gördüm.. Sarışın ve kumral arası kıvırcık saçları, sarıyeşil hareli değişik ışıklı,keskin bakışlı gözleri vardı.. Bana görünen AZRAİL miydi yoksa..
Kendime dokundum, görüyorum etrafı, gözlerim açık, ben uyumuyorum. Rüya değil bu. Kaç saniye sürdü bu hiç hatırlamıyorum. 27 Eylülde öleceğim diye tekrarladım. Sesime eşim uyandı.. Saçmalama yat! Rüya görmüşsün dedi bana...

Sokağa çıktığımda gözlerim bir gün bu şahsı görürmü diye tedirgin olurum..

Üzerinden 5 yıl geçti. 27 Eylül lerde evden dışarı adım atmam, seyahat etmem...

Kaderimi evde beklerim..