26 Haziran 2009 Cuma

GILORYANIN CAFESİ Mİ? SÜLEYMANIN KAHVESİ Mİ?

Ne kadar mesafeli olmaya çalışsak da, yenileşme yada değişim diye sunulanlardan uzak
kalamıyor insan. Modern alış-veriş merkezlerinden birinde yeni aldığımız elektronik
bir aygıtın sorununu gidermek için satın aldığımız yer; bir saat içinde
bitirebileceklerini söyleyince biz de eşimle şöyle bir etrafa bakalım dedik.
Başkent te bulunan bu modern yerde Türkçe isimli hemen hiçbir mekan yok gibi. Oturup dinlenmek için bir yer bakınırken, gözümüz GILORYA nın kavesine takıldı, bizim alışık olduğumuz Memiş efendinin Kıraathanesi yada Süleymanın Kahvesinden oldukça farklı gözüküyordu. Oturduk Gıloryanın cafesine, normal çay yok, sallaması var, hadi bari kavesini içelim dedik, yanında süslü ve ecnebi adıyla bir tatlı, hesap 20 YTL. Diğer oturanlara göz ucuyle şöyle bir baktım, tek oturanlar, hatta arkadaşları ile oturanlar bile kendi içlerinde yalnız. Süleyman ın Kavesindeki o sıcak ortam, samimiyet, dostça konuşmalar, arkadaşlıklar yok. Yandaki masadaki bir genç kız cep telefonu ile konuştuğu arkadaşına özellikle vurgulayarak, hemde ecnebi adıyla “gıloryada” olduğunu söylüyordu. Kendi memleketinde, yabancı marka merakı içinde, etrafına ve kendine hızla yabancılaşmaya başlayan ve aynı zamanda yalnızlaşan bir çok insanın mekanı olmuş buralar. Sayıları da her geçen gün hızla artıyor.

Bu arada Süleymanın Kahvesinde belki tatlı yiyemezdik ama kendi damak tadımıza uygun tiryaki bardağında davşan kanı çay, yada bol köpüklü TÜRK kahvesini höpürderek içerdik. Ve bunlar için en fazla 2 YTL öderdik.

4 yorum:

ra55 dedi ki...

Efendim, Saygılarımla, ne güzel demişiniz efendim, ne güzel anlatmışınız. GILORYA'yı, bir tatlı, bir kahve, ne tatlı tatlıya benziyordur, ne de kahve kahveye, ama ne yapacaksın. Saatlerce ayakta mağazalarda dolaşmak adamda feci bir şekilde bel ağrısı yapar. Ben Keçiören'in en son noktası olan Hacıkadın'dan başlarım yürümeye Kızılay'a gelirim, Kocatepe'ye uğrarım. Maltepe'yi de şöyle bir dolaşır oradan Sıhhiye üzeri Ulus'a Hacıbayram'a, oradan da bir dolmuşa biner eve gelirim. İki sefer tekrar vasıtaya binmeden Keçiören'e yürüyerek gelmiştim. Şimdilerde biraz zorlanıyorum. Ayaklarımın altında sıdalak dediğimiz sular toplanıyor. Başka bir şikayetim olmuyor.
Evet bas bas bağırıyorlar, ilanlar çıkartıyorlar, "dilinizden utanmayın, dilinizi sevin diyorlar" ama, kimsenin umurunda değil dünya, adamlar kafayı takmışlar maddeye, gözleri başka bir şey görmüyor. Türkiye'yi topla tüfekle ele geçiremeyince bizi iyice analiz etmişler, bulmuşlar yumuşak taraflarımızı oradan bastırıyorlar, memleketimiz çok değil bir yirmi sene içersinde çok kötü olaylar yaşayacak gibi geliyor bana. Belki bu süre biraz kısalır da uzar da, ama hiç iyi şeyler beklemiyor bizi, bir sakata doğru gidiyoruz. Ne zaman ki uluslar Millet özelliğini yitirmişler; yıkılmaya, dağılmaya ve yok olmaya mahkum olurlar. Dilden girdiler, dil birliğimizi yitirdikten sonra geriye kalan diğer birliklerimizi çabuk yıkarlar. En önemlisi Dil Birliğimiz idi, onu parçaladın mı? Gerisi çorap söküğü gibi sağılır gelir. İyi geceler dilerim. Kendinize dikkat edin. Mide sorunu sıkıntılı bir sorun, geçmiş olsun der, acil şifalar dilerim...

ra55 dedi ki...

Efendim, saygılarımla; yorum ve haberleşme yesilkaman bloğudur, diğerlerine yorum falan yazmayın. Ama onlara bir göz ucu ile bakmak istediğinize tabi ki ziyaret edin. Ama yorum ve haberleşme kanalı yesilkaman'dır. Teşekkür ederim. Efendim, asla bana 'fistaniyegah' tuhaf falan gelmiş değil, bilakis çok sevdim, ve beğendim. Ben dediğim gibi araştırma yapmayı severim. Burada dil açısından incelemek istedim blog isminizi, yoksa asla ne tuhaf ne de garip, bilakis çok güzel, çok orijinal, çok şahane, vs. Sakın ha! Ben yazılan her şeyi şöyle kural ve tekniğine göre bir kafamdan süzerim. Hepsi bu asla tuhaf ve garip değil, bilakis çok arijinal ve bir eşini daha bulamazsınız. Çok güzel düşünmüşünüz. Bırakın benim gibi ...lar düşünsün dursun bu ne demek istiyor diye, görünen köy kılavuz istemez. İyi Geceler...

ra55 dedi ki...

Yorumun Neden Yazılamadığını çözdüm ve yorum ayarlarımı yaptım. Katılaştırılmış yorum ayarını pop up ayara çektik durum düzeldi zaten aşağı katılaştırılmış ayarda diyor kş, eğer sayfa aktif değilse, yorum penceresi görünmez diyordu. Demek ki öyleymiş. Eğer siz de hasbel kadar yorum ayarlarınızı aşağı katılaştırılmış pencere ayarına getirirseniz sayfalarınızı da aktif etmek zorundaymışınız o nasıl oluyorsa o ayarı hiç bilmiyorum da, ancak pop up pencere ayarına getirdim. Sorun çözüldü. Uyarınız çok teşekkür ederim. Kiana kardeşim. Çok sağol. Evet daha önce ben bloğu bir yoklamıştım. Gerçekten burada kimse kimseyi bilmiyor. Siz bulup, ziyaret edeceksiniz o ziyaret ettiğiniz kişi de lütfen gelirse sizi buluyor. Yoksa burası BLOGCU gibi değil, aslında yeni bir blogcu daha açıldı hemen ben üye oldum ve iki blog açtım oraya WORDPRESS tabanlı resim müzik ekleme imkanın var, henüz çok yeni http://www.birblog.ac orada benim biri pervane.bir.tc ve diğeri ibret.bir.tc adında iki bloğum var, orada KUBRİCK'in klasik şablonları çok güzel görünüyor. Burada bazen görüntüde problem oluyor. Örnek mavi zeminin rengi bir duman grisi gibi ve köşelerin kıvrıklığı bozuluyor. Sevgili Kiana kardeşim görüşmek üzere, sağlıcakla, hoşçakalın.

ra55 dedi ki...

Merhaba Sevgili KİANA Kardeşim, Anneniz nasıl oldu? Annenize tekrar Yüce Mevla'dan acil şifalar, sağlık, sıhhat ve afiyetler dilerim. Bu arada Berat Kandiliniz kutlarım. Hayırlara vesile olur inşallah. Pervane'nin buradaki bloğunu kapattık. O tekrar pervaneninkanatlari.blogcu.com'a döndü. Siz de gidecektiniz ya! Ben zaten burada hiçbir şey yazmıyorum. Buradaki bloglarım Kaynakça'dır şiir yok, yazı yok, belgesel gibi bir şey ... Ben artık (bir.tc ) uzantılı sitenin bloğunda faaliyet göstermeye devam edeceğim. Şimdilik hoşçakalın, Allah'a emanet olun. Annenize tekrar acil şifalar dilerim.