25 Aralık 2010 Cumartesi

BİR GÜN, HEP KAZANACAĞIZ

Günün kızıllığı sona ermiş, akşamın alacakaranlığı şehre hâkim olmuştu. Ve bir yerde bir beden tükenmeyen ümitleri, bitmemiş düşleri adına ses verdi; “ Bir gün, hep kazanacağız.” dedi. Kim di bu seslenişi yapan insan? “İnadına bir gün daha fazla yaşamalı.” Diyen, ömrünün en güzel günleri hapishanede geçmiş Nazım Hikmet mi? Yoksa “ Reis Bey dedim Reis Bey. Asın beni dedim öldürün beni. Suçluyum dedim kahpenin, soysuzun biriyim ben. Vatan hainiyim belki de.” diye seslenen Can Yücel mi? Veya “ Dünyada yaşarken ıstırap; insanlara merhameti öğretir. Burada benim okulumda ise karşılaşacağınız zorluklar size; Sırlar Bilgisini öğretir.” Diyen Eflatun mu?

Bir Gün Hep Kazanacağız, seslenişini yapan kişi ne bir şair, ne bir feylesof, ne de sanatçıydı. Yolumun üzerinde küçük bir dükkânda rastladığım ve geçerken kulak misafiri olduğum bir adamdı. Yaşı genç olmasına rağmen yaşlı gösteren, derbeder bir insan, sesleniyordu bir gün hap kazanacağız felsefenin düşlerini.

Küçük dükkâna sığınmış genç olduğu halde yaşlı gösteren adam; hükümetimizin alkol kültürüne olan düşmanlığını da önemseyerek, en ucuz olandan şarap içiyordu. Belki de son günlerde moda olan ev yapımı bir şaraptır. Şarabın insanı insan yapan yerinde keyfi ile tükenmeyen ümitlerini, şimdilik kaybettiği belki de hiç kazanamadığı sevgiliyi; geleceğe havale edip; kazanma şansını kadersel bir erteleme içinde yarınların kucağına bıraktı.

Bir Gün, Hep Kazanacağız, derken, sevgiliye yakın olmuşluğun utangaçlığı içinde yüzü kızardı. Bu adam, aşkı kazanç, kazanma olarak gördüğü için; kaybedenin yüksek ve sabırlı bekleyişi içinde bir günün, zenginliğine sığınıyordu. Hep kazanacağı, hiç kaybetmeyeceği bir zenginlik hayal ediyordu. Böyle hayaller, böyle düşler kuran milyonlarca genç insan var. Geçmişi merak edip okumadan, dinlemeden, bugünü sürekli yok sayarak, hep yarınlara adanan ve bir gün; gelecek o güne, hesap soracak olan insanın düşleri ekilir sürülmemiş, bakılmamış topraklara.

Ucuz şarabını yudumlayan adam, belki aşkı hiç tanımadı, belki de çok yakın oldu; bilinmez. Aşkın sevgiliye akan bedenini, kim bilir hangi zarif görüntüler, baş döndürücü kokular içinde hayal ediyordu. Saçı sakalı birbirine karışmış ve kendi krallığı olan küçük dükkânda, kendi hayalinden bile utanarak, sıkılarak ses veren bu adam; aşkı kazanmak, elde etmek ve hiçbir zaman kaybetmemek olarak görüyordu. Tıpkı zenginliği kabarık banka hesapları olarak görenler gibi… Tıpkı, şanslı olmayı bir zenginlik, zenginliği de şans kabul eden ve hayata hazırlıksız yakalanıp mide ve beyin ağrıları hiç geçmeyen insanlar gibi…

Zamanından önce yaşlanmış, derbeder bir hayatı seçen bu adam; acaba aşkı kazansaydı, bu halde olur muydu? Bu halde oluşu, aşkı kaybedişine ne kadar katkı yapmıştı; bilinmez. Bu adam, aşkın, kaybedilerek de bulunabileceğini, anlaşılıp insanı daha bir insanlaştıracağını bilmiyordu. Belki de bilmek istemiyordu.

1960’lı yıllarda açılan Almanya kapılarına başvuran delikanlılar da kazanma umutlarıyla çıkmışlardı gurbete. Adı gurbetti gurbet oluşu; gidilen yer vatan toprağı da değildi ama güzel kadınları, bakımlı yolları, sağlam parası vardı. Sarı saçlı bakımlı Alman kadınlar; kim bilir kaç bedeni titretti ve kazanmak uğruna geldiği Almanya topraklarında kök salarak, bekleyenleri bir ömür bekletti.

Bir Gün Hep Kazanacağız, diyordu saçı sakalı birbirine karışmış adam. Tıpkı diğer milyonlarca insan gibi kazanacağız deyip, talih oyunlarının kuyruklarına giriyoruz. 1980 ihtilali de kazanacağız diye yapılmamış mıydı? Koca göbekli, güleç yüzlü Özal’da kazandırmak için gelmemmiş miydi koltuğa? Ahmetler kazandı, Efeler kazandı ve başkaları kazandı da, kaybeden hep hata yapan halk oldu. Ama nasıl olsa halkın da “Bir Gün, Hep Kazanacağız” umutları, hayalleri, düşleri var…

Hükümet oy telaşına düştükçe aflar, krediler çıkarıyor. Niçin? Bir Gün Hep Kazanmak adına! Affın, ganimete olan düşkünlüğün, kendi yaşadığı yeri kendisine ait sanmayan halkın zavallılığı, umursamazlığı sona doğru yaklaşıyor. Kolay kazanma alışkanlıkları, hiçbir zaman kalıcı zenginlikler yaratmadığı için; zenginliğin üç kuşak bile sürmediği için; bu ülkede en fakir adam bile bir gün kazana bilir! Hem de bir gün, hep kazanma isteğiyle…

Ümitlerin, hayallerin, heyecanların tükenmeyişi çok önemli ve hep olmalı. Ama asıl olacak olan, kendi kendimize yetme alışkanlıkları, kendi türkülerimizi, kendi gerçeğimizi öldürmeden yaşatabilme arzuları ne zaman kendi kalıcılığını oluşturacak? Bizim sokaklarımız, bizim caddelerimiz, bizim denizimiz, bizim ormanlarımız; ne zaman bizlere aitlik içinde temiz ve tabi zenginlikleri ile bize; ne zaman, mutluluklar verecek?

Kaybetmelerden korktuğumuz kadar borçlanmalardan korksaydık, ülkemizde cirit atan başka ülke ajanlarından korksak ve korkunun soylu hatırına önlemler alsaydık; kendi ülkemizde kaybettiğimiz zamanlar da, tat alır, kaybedişlerin belgesellerini akademisyenlerin temiz ve doğru elleriyle kazanmaya yönlendirirdik. O zaman, “ bir gün, hep kazanma “ümitleri yarınlara bırakılmaz, bugün, güne yakışır güzellikler, gerçeklikler ile yaşanırdı…

5 yorum:

asanusta dedi ki...

ağlamayacağına söz verirsen
sana bir şey söyleyeceğim
ve beni terk edeceğini anlarsam
onunla seviştiğimi
inkar edeceğim
Apansız bir epey oldum adeta
gel otur yanıma
deniz
bank
kiraz erik ve gözyaşların
sümüğünü silerken
yaptıklarımdan utanıp
saçma sapan şeylerden konuşmak
geveze bir vicdan
yoruyor insanı
zamanla
Apansız bir epey oldum adeta
bir daha senden izinsiz
başka kadınlarla sevişmeyeceğim

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Bir gün hep kazanacağız diyen adam kazanmıştı zaten,kaybettiğini sandığımız aşkını!

Marifetliyizbizscrap dedi ki...

BİR KİLESEL GELİŞİM KİTABI OKUMUŞTUM MÜMİN SEKMAN DI YAZARIN ADI. HAYAT OKULU VE ÖĞRENCİ OLRAK GİTTİĞİMİZ OKUL ARASINDA AMMA FARK VARMIŞ.FARK OLDUĞUNU BİLİRDİMDE ÇOK OLDUĞUNU BİLMEZDİM... OKULDA DESİMİZİ ALIR ÇALIŞIRIZ, SONRA YAZILI SÖZLÜ OLURUZ. HAYAT OKULUNDA ÖYLE DEĞİL. İLK ÖNCE İMTİHAN SONRA DERS
VE DAHA ÇOK ÖRNEK...

Guven dedi ki...

Hayal ile gerçek arasında gidip geldim. Masallara mı uzansam, şatolara mı, kiliselere, camilere mi? ... İnsan insanca farkedişleri bulmak için daha kaç yüzyıl gerek, diye düşünürüm...

Somut güzelliklerin, zenginliklerin peşinden koşarken, soyut ruhumuzun müthiş becerilerini, harika salınımlarını görmez, bilmez, duymaz olmuşuz...

Ben tabiatı,sabırlı tabiatı,evrenin içinde dağılmadan milyar yıldan bu yana dönen tabiatı severim...

Yazarımızın ellerine sağlık.)) Felsefenin varlığına,onu var eden irdeleyen bedenlere ödenmeyecek selamlar ederim.-

Recep Altun dedi ki...

İstklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un dizesinde vurguladığı "Doğacaktır Sana Va'dettiği Günler Hakk'ın..." gibi, elbette bir gün hep kazanacağız!

Bu güzel paylaşımınız için kaleminize ve emeğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Sağlıklı, huzurlu ve mutlu nice seneler dilerim.

En Güzel'e emanet olun ve sağlıcakla kalın.