19 Mart 2010 Cuma

HAYAT TANRININ ROMANIDIR / UNUTULAMAYANLAR

Bu yazımı daha önce blogcuda yayınlamıştım.. Anılara yazılı şahit olması açısından buraya taşıdım arkadaşlar..
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Yolun yarısını çoktannn geçtim. Göz açıp kapayıncaya kadar su gibi geldi geçti ömür. Neler yaşadım, neler kaybettim, nelere sahip oldum, neler elimden kuş gibi uçtu gitti….Mutlumuyum, mutsuzmu, ne zaman, nasıl öleceğim?

Belli bir yaştan sonra bunları düşünmeye başlıyor insan.

Son bir aydır tontinimle (babama tontinim derim ben) uğraşıyoruz. 77 yaşında. Şeker hastalığı çok şey aldı götürdü ondan. Çok genç yaşta şeker hastası oldu. Son bir yıldır da iyice kötüledi. Artık ayakları pelte gibi oldu ve en önemlisi gözleri artık zar zor seçiyor..Mart ayı boyunca tam 6 ameliyat geçirdi gözlerinden.

İnsanın evlat olarak içi gidiyor. Can bu. Ata bu. Baba bu..BABA.

En son ameliyatını geçen hafta oldu. Ameliyata girmeden ben yanındaydım. Hastaneye taksiyle gitmiştim yetişebilmek için. Babamda, annemde beni bir başka severler. En küçük olduğum için heralde…

Babam beni gördüğü zaman çok sevindi. “Çabuk geldin kızım” dedi Ben de “taksiyle geldim tontini yetişmek için” dedim. Hemen anneme babam “çocuğun taksi parasını verin” dedi.

Babam paradan bahsettiği zaman orada aklıma; nerden de geldiyse? İşte çocukken yaşamış olduğum bir anım geldi..

Anlatmak istiyorum arkadaşlar…

7-8 yaşlarındaydım. Babam bir camide Din Görevlisi. Caminin lojmanında oturuyoruz. Lojman deyince sakın aklınıza öyle ahım şahım bir yer gelmesin. Öylesine yıkık, dökük bir evdi ki.. O evde, beni o yaşlarımda bile çok çok üzen bir şey vardı. Hiç yağmur yağmasını istemezdim. Yağdığı zaman, sanki biz evin içinde değil de dışarıdaydık. Evin içinde üstümüze yağardı yağmur. Tas,leğen, tabak, bardak ne varsa yerde olurdu. Açıkçası tavan olduğu gibi akıyordu. Ya geceleri çıkan ve evin içinde cirit atan fareler, sümüklüböcek ve hamam böceği…

Yokluk insana her şartı kabullendiriyormuş..

Evet yokluk…

Annem didiş dikerdi. Gelinlik yatak takımları. O zamanlar çok moda olan ve yorgancıların yaptığı bir işti bu. Üstüne boncuklar dikerdik ablalarımla.. Yani ailece elbirliği ile çalışırdık. Babam iş bittiği zaman 2 eline alır ve götürürdü teslim etmeye ve üç kuruş parayla geri dönerdi sevine sevine..

Yine böyle bir gün . takımlar bitmiş ve babam alıp götürecek. Çok iyi hatırlıyorum …

Çocukluk işte. Dondurma almak için babamın cebinde olan 75 kuruşun 25 kuruşunu aldım.. Dolmuş parası da 75 kuruş. E ben 25 kuruşunu alınca….Ah hiç unutmuyorum o günü..

Babam gitti ve geldi. Ama o kadar üzgündü ki. Dolmuşa bindikten sonra paranın eksik olduğunu fark etmiş. Ne yapsın şöföre söylemiş 25 kuruş eksik olduğunu. O da “İn aşağı, paran yoksa ne biniyorsun” demiş ve yolun ortasında atmış dolmuştan.. Babam çok mahçup olmuş. Elinde yükler, neredeyse 6-7 km. yolu yayan gitmek zorunda kalmış. Bunları anlatırken ben o çocuk halimle isyan, üzüntü, mahçubiyet ve suçluluk duygularını öylesine derin yaşamışım ki, bugün hala hatırlayabiliyorum.

Babam “kim aldı parayı cebimden” diye sorunca söyledim. Çok azar işittim, çok kızdı bana…

“Hay zıkkım yeseydim dondurma yiyeceğime”

İçimde hala dert olan bir şey var. O şöför babamı nasıl indirebildi, nasıl bir gönül, nasıl bir yürek taşıyordu .. Kötü olmak çok zordur. Nasıl bu kadar zor olan bir şeyi becerebildi ki… Biliyorum babam o eksik olan parayı son kuruşuna kadar öderdi…

Hastanede bunlar geldi aklıma..
Düşündüm, düşündüm, çok üzüldüm ve şükrettim Allahıma....













HAYAT TANRININ ROMANIDIR.

BİZ SADECE BU ROMANDAKİ OYUNCULARIZ.

YAZILAN NE İSE ONU OYNUYORUZ.

İTİRAZ YOK... BİRGÜN ELBET SONU GELECEK….



Bir Tek Kalbin Kırılmasını Önleyebilirsem,

Boşuna Yaşamış Olmayacağım,

Bir Yaşamdan Acıyı Alabilirsem,

Ya Da Acıyı Hafifletebilirsem,

Ya Da Birkaç Ardıç Kuşunu Yeniden Yuvaya Koyabilirsem,

Boşuna Yaşamış Olmayacağım…..


DİCKİNSON

10 yorum:

Recep Altun dedi ki...

Merhaba Kiana, evet yaşadığımız hayat Allah'ın bir romanı olabilir. Ancak Allah, senaryoyu öyle yazdığı için değil de, bizim nasıl yaşayacağımızı ve ne yapacağımızı önceden bildiği için yazdığı romanın oyuncularıyız. Yoksa, yaşadıklarımızdan sorumlu tutulmamamız gerekirdi.

Çocukken hepimiz yaptık bunları. Babanızın dolmuş parasının eksikliği çok kötü olmuş. Burada hata dolmuşçuda. Neden derseniz? Dolmuşçular anasını gözü, kimin gerçekten dolmuş parasına tenezzül edeceğini iyi bilirler! Bu olay, O dolmuşcunun yüzde yüz EŞŞEK saatine tesadüf etmiştir ve bile bile bu hatayı yapmıştır.

Babanıza Yüce Allah'tan acil şifalar dilerim. Şeker çok zor bir hastalık. Allah yardımcınız olsun.

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

üryan dedi ki...

Kiana;

her gördüğümüz yüzü son defa görüyor olabiliriz, ağzımızdan çıkan her söz ona söylediğimiz son sözler olabilir diye düşünse insan, bu kadar kırar mı birbirini, bu kadar incitebilir mi?

Geri alınmaz zaman geldiğinde, içimizde kocaman bir keşke kalmaması için, her anı son anmış gibi yaşamak gerek belki de..

sevgiyle..

Deliler Teknesi dedi ki...

Boğazıma bişeyler düğümlendi yazıyı okurken... Babanızdan mı, sizden mi, yoksa dolmuş şoföründen mi bilemiyorum... Belki de hepsinden...

Babanıza çok geçmiş olsun... Allah'tan acil şifalar diliyorum...

Selam ve sevgiler...

Guven dedi ki...

Küçüklükte atılan çentik; asla ama asla unutulmuyor. İnsan,duygular ile insanlaşıyor.Duygular ile seviyor, eriyor,hatıralara gidiyor.

Daha önce de hatırladığım bu olay; şoför açısından tam bir rezalet. Ama,hayatın güzel ve taze günlerinde kötü ruh ve bedenlerin de olacağının farkına varmak açısından şoföre teşekkür etmeli.

Yaşlı ve çocuklara,duygulandığım bu yazı anında SELAM OLSUN
öpüyor,kokuyor ben onları

sufi dedi ki...

Sevgili Kiana;
Baban
Sen
Dolmuş şoförü
"Kızın taksi parasını verin"sözü hepsini ben yaşadım sanki Hele babana Tontini deyişin tam can evimden vurdu.Çünkü benim de adım tontini yıllardır.Kendi adımı unuttum neredeyse.Sevgilerimle.dilek@tontini.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Ne yaptınız siz böyle, nasıl gözlerim doldu anlatmam..
Bazı şeyler o kadar benziyorki. Z.Burnunda gecekonduda geçti çocukluğum, dediğiniz gibi yağmur yağdığında her taraf kaplarla dolardı. Babamın hayırsız olduğu bir dönem olmuştu, annem incik boncuk işleri yapardı tanesi 5krş.
binlerce yapmanız gerekiyordu değer bir yekün tutması için.

Nasip kısmet diyecek birşey yok, dünya imtihan dünyası..yazılmış ne yapsanız dışına çıkamıyorsunuz, ne yazdığınıda bilmiyorsunuz bu yüzden umut içinde geçiyor ömür.

Diyecek birşey yok dedim ya gerçekten öyle..birini biliyorum, bir tanıdığın yakını, Allaha inanmıyor, hatta hakaret ediyor, kadir gecesi içki sofrası kurup, varsa gelsin çarpsın diyormuş, o kadar yani... Milyarlar kazanıyor ve işi hep rast gidiyor, evi, kapıda iki arabası, limanda teknesi, harika bir eşi var...ben söyleyecek söz bulamıyorum biryerden sonra..o ahirette çekecek deniyor ve ben birşey demekten çekiniyorum Allahın bir bildiği olmalı diyorum, belki böylesi bir örnekle bakalım isyanmı edeceğiz diye sınıyor bilemiyor insan. Neyse..

Babanıza çok üzüldüm, Rabbim şifa versin, acısı varsa azaltsın, yanında olsun inşallah.
Şu hayatta her türden insan var, aslında insanlar ve diğerleri var, babanız minibüste diğerine rastlamış, nasıl çiğ, nasıl insanlıktan nasibini anlamamış biriyse hem babanızı hemde sizin çok üzmüş dolaylı olarak. Yok yokk tıkanıyorum bazen, hayat maalesef böyle birşey demekten başka birşey gelmiyor elimden. Güzel yürekler farklı şeyler yaşıyor, çirkin yürekler farklı, müthiş bir imtihan dünyası bu..
Babanızın ellerinden öpüyorum.
Sevgi ve saygılarımla..

Recep Altun dedi ki...

Merhaba Kardeşim Kiana,

ACHİM isimli bloğu çok daha önceleri açmıştım. Ancak kapalıydı, tekrar açtım ve gizlemiştim. Blogcu arkadaşlar panelden baktığında bir çok blog görünüyor ve bu görüntü iyi olmuyordu. Belki şu anda 12 blog daha var hepsi de kapalı.

Achim isimli bloğuma yaptığınız ziyaret ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Çok sağolun ve varolun.

Eşinize selam ve muhabbetlerimi iletin lütfen.

Allah'a emanet olun ve sağlıcakla kalın.

ra55 dedi ki...

Efendim, merhabalar;
GOOGLE’de birden fazla elektronik hesabım vardı. Kullanmadığım hesapları ve bu hesaplara bağlı diğer ürünleri silmek istediğim de, yanlışlıkla 13 bloğumun da bağlı bulunduğu recepaltun55@gmail hesabını silince, hesabımla birlikte tüm bloglarımda silindi. Bu geri alınamaz işlemden dolayı, arkadaşlarımın yazmış oldukları o değerli ve güzel yorumlarla birlikte zaman da silinmiş oldu.
Blogla birlikte o güzel ve değerli yorumları silindiği için, tüm blogcu arkadaşlarımdan özür dilerim.

Yeni e_mail hesabım: altunreco@gmail.com
Yeni blog adresim: http://altunrecep.blogspot.com
Desteğiniz için teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

Yorumunuz ziyaretiniz için çok teşekkürler ediyorum. Recep beyin blog sorununun çözülmesine çok sevindim.

ELİF..den dedi ki...

Canım geçmişini unutanlar geleceğini göremeyen insanlardır.
Benim de bazen gelir aklıma...

Bu arada babana acil şifalar diliyorum...